Catch 22 - Permanent Revolution (2006)

Posted by Dead FM On 20:26 0 yorum

Keasbey Nights'ın pek de bir Catch 22 albümü sayılamayacağını varsayıp diyebiliriz ki; grubun fanboyları 'Permanent Revolution'ı genel bir hoşnutsuzlukla karşılamış, 'Dinosaur Sounds'un sıcak hatırasının ışığında, grubun yeni yönelimlerinin kristalize olduğu bu albümü zaman zaman yerden yere vurmuştu. Hiç bir zaman ağır bir ska dinleyicisi yahut Catch 22cu olmadım. Bu albümün benim kişisel dinleyicilik tarihimin başucu mücevherlerinden biri haline gelip Dinosaur Sounds'un unutulmasının yegane nedeni de Sürekli Devrim'in düşünsel (müzikal değil) konseptinin beni zayıf ve en kuvvetli noktamdan vurmasıdır: Ezilenlerin tarihinin şahit olduğu en görkemli toplumsal alt üst oluşlardan Büyük Ekim Devrimi, Dekabristlerin mirası, Troçki, Sol ve Birleşik Muhalefetlerin yenilgisi, Stalin'in büyük istifrası ve Ramon Mercader'in Meksika güneşinde parlayan baltasının gölgesinde dahi sönmeyen bir ateş. Son otuz-kırk yılda içten paslanmaya yüz tutan marş antolojimize değerli bir katkıdır Permanent Revolution.

Tam on yıl önce bugün TC devletinin ellerinde can veren 19 Aralık Katliamı şehitlerinin, asla boyun eğmeyen altın kalplerin anısına gelsin..

Oksidentalizme mi yenik düşüyorum bunları kurdukça bilemiyorum ama düşündükçe zihnimde 'İncil Kuşağı'nın bu en muhafazakar eyaletine dair tuhaf imgeler hayat buluyor: Uçsuz bucaksız tarla, meralar; kir ve tere bulanmış madenleri ısıtan köstebek emekçiler ve Guthrie'nin gitarının suladığı o işçilerin yürekleri. 'Saf Amerika'yı arıyoruz yüz yıldır; ilişkilenebileceğimiz, duygudaşlık hissini tecrübe edebileceğimiz bir Amerika. Çağımızın en korkunç savaş ahtapotunu bina eden emekçi sınıfların Amerikası. Romantizme bulanmış bir çaba kuşkusuz. Fakat yersiz mi? Bilemiyorum.. 1930'lu Roosevelt yıllarında Amerikan Bolşevikleri -tarihin şu en kadersiz kulları- de benzer bir çaba içindeydi. İşte biz, bu ağır mirasın taşıyıcısıyız.

Otoyolun piçleri -ya da Oklahoma'nın bombaları. Yalnız adam punk'ının akan; aktıkça ağlayan gitarı, Springsteen'in Heartland Rock'ı: Amerika'nın göbek deliğinin müziği bu. John Moreland'ı Egerton sayesinde tanıdım bu yaz. Yüz seksen kiloluk bedene sığamayan bir ses. Ben de eşlik ediyorum; günbatımına yolalan arabada bir başımayım. Zaten bu sesleri başkası ile beraber dinleyemezsin -yalnızın şarkıları bunlar. Fakat biliyorum ki, şu sonbahar, yalnızken nasıl da kahredici olabiliyor.

Bilemiyorum; tarihlerin en güzel yazını tecrübe etmek miydi beni Dead FM'den uzaklaştıran.

Yeni albümler dinlendi, farklı şehirlerde, farklı insanlar ile ve kanımda seyreden ve neyse ki seyrelen farklı alkolik içeriklerin etkisi altında. Kudurdum, hiçbir şey hissetmemeye değin çürüdüm, yüreğime öylesi bir acı verdiler ki tek çarem o kızıl kalbi söküp atmak oldu bazen. Atınca kurtulacağımı sandığımdan değil -artık o kızılın, hamalın kurtulamayacağı yükü olduğunu bilecek hale geldiğimi farkediyorum; bir kaç küçük saatliğine rahatlamak için yolladım uzaklara o şeytani albümleri, sesleri. Kucağından sıyrılıp yanağını öperek postaladığım yazın farkı ise, o şeytanları paylaşarak diğer kalpleri zehirleme ihtiyacını başka bir kanaldan tatmin etme olanağını bulmamdı; bugün bilincine varıyorum. Yine aynı bilinçle, bunun tehlikeli bir fakirliğe işaret edebileceğini görüyorum. İşte bu nedenle, tekrar merhaba!

Bu yürekli geri dönüşü taçlandırabilecek daha iyi bir albüm olabilir miydi peki? Descendents ve ALL'un Egerton'ı, güzel 2010'un en güzel gürültüsünü yaptı. Egerton'ın bildiğimiz gitarı ve vokallerde 90'ların piçleri: MxPx'ten Herrera, Less Than Jake Chris, Rise Against Tim, Chad Price, Alkaline Trio Dan, Joey Cape ve albümün en güzel keşfi olarak ortabatının şişman ve punk Cohen'i John Moreland. Yoluna çıkanı güzelliğiyle ezecek bir albüm, tam bir All-Star toplaması. O kadar uzak ve büyüleyici geliyor ki bazen. Bense buralarda; Beyoğlu'nun herhangi bir sokağında, dostlarımla kolkola, kanımda o sinsice seyreden karışımlar türlü caniliklerin fitilini yakarken, bu toz ve coşkunun hayalini kuruyorum -Dead FM'i arada takip eden bir kaç yakına selam durarak: Merhaba!

Oldukça tehlikeli bir kayıt paylaşıyorum. Bielefeldli 125, Rue Montmarte'nin (acayip sağlam ve yerlerde sürükleyen bir '90lar etkileşimli emo ekibi) ardılı niteliğindeki Rockoutfit'in '03te bastığı ilk ve tek işi. Bilgisayar-başında süslenmiş, lo-filığı baki kalmış, yine '90lı yılların ortasından uçup gelen vokallerin toza bulanmış bir cila çektiği; gayet post-punkçıl davul ritmlerinin üzerine çok kaliteli, bütünlüklü ve karanlık bir demo bu. Fazlasıyla kıyıda köşede kalmış -yazık etmeyelim.

AC4 - AC4 (2009)

Posted by Dead FM On 12:00 0 yorum
Dennis Lyxzen, Refused sonrası kendini biraz fazla mı 'dağıtmıştı'? Ana akımın 'tadını aldıktan' sonra 1995 Umea'sının kokusunu özlemiş olacak; David Sandström'le beraber öze döndüler. Tuhaf bir nostalji olmanın ötesinde; AC4, ilk dönem Refused'un güçlü ve kaya gibi sağlam sesinden farklı bir damarda ilerliyor -90'ların başı hardcore'unun temel eksenini belirleyen Endpoint, Snapcase, Earth Crisis gibi ekiplerin izinden giden erken dönem Refused'un aksine Vaesterbotten'li yaşlı delikanlılar bu sefer daha kirli, Umea müziğinin on yıldır üzerine oturduğu 'daha punk' çizgiye yerleşmiş görünüyorlar.

Geçen senenin bu en önemli kayıtlarından birini; bendeki de eşeklik, ancak henüz dinleyebildim. Güzel bir his Dennis ve David'i tekrar sokaklarda görebilmek. Sandström'ün Refused sonrası tek tabanca çalışmaları rakı gecelerine misafir olurdu; Noise Conspiracy ise arkadaşlara önerilebilecek kadar 'hafif'. AC4 ile ritmi tekrar yakalamışlar. Dünya hardcore'unun başkentinde yeniden ve yeni filizlenen eski okul müfrezeye merhaba.

Seskamol - Seskamol EP (2009)

Posted by Dead FM On 20:58 4 yorum
Eskişehir'den on dakika; geçen sene gecelerimi ve gündoğumlarımı ele geçiren dört şarkılık kayıt. Rüyayla kabus arasında bir şey -her zaman gergin ve ip üzerinde, sanki düşmemek için değil de abisten aşağı yuvarlanmak için çaba sarfediyor. Bu yıl çıkardığı ilk uzunçalar Gravitational Waves ile beraber bu self-titled iş, umuttan çok, gün gün çöken umutsuzluğumun, kaybedeceğimin bilinciyle giriştiğim kavgalarımın fonu.

Maker - 1-91 EP (2009)

Posted by Dead FM On 15:53 0 yorum
Haziran 2010, DeadFm için fiili pop punk ayı oldu. Birkaç takipçiden bu nedenden ötürü özür dilerim. (..) Bu ay civarında ilk uzunçalarlarını çıkarmayı planlıyor Masaçusetsli bu altın oğlanlar. Melodiğinden hardcore'a kayan bir yanları var -esasen Transit'e oldukça benzer bir iş çıkarıyorlar; sadece emoş alacakaranlıklardan çok, en sevdiğiniz hemcins arkadaşınızla koyun koyuna, umrunuzda olmayan dostane bir eşcinsel çekime gebe coşkulu rakı gecelerine yakışır bir kayıt bu. Bir kaç yerde keyifli breakdownlar mevcut. Beğeniyorum.

Direct Hit! - #4 EP (2010)

Posted by Dead FM On 12:04 0 yorum
Ne saçma bir albüm 'artwork'ü değil mi -gerçi bize ne? Nihayetinde Direct Hit, bu senenin en iyi pop punk marşlarını yazmış; mesele bu. Son aylarda dinlediğim en sing-a-long kayıt. Ve son yılların yeni ve sert pop patlamasının çizgisinde, kontrollü ve fakat kontrolden çıkmaya meyleden, ikili/üçlü-birarada bağırmalar, düşmeyen davullar, çift gitarın derinliği ve melodik yollarla içe işleyen bir kısaçalar. 'Bir şeye' aşık ve elde küçük şişe viskinle, sokak sokak, kol kol-omuz omuza, böğrümüzü seve seve parçalamaya hazırken dinlemeli ve söylemeliyiz; sen-ben beraber.

No Motiv - Diagram for Healing (2001)

Posted by Dead FM On 13:02 0 yorum

Tamam, her zaman kıyıda köşede kalmış işler mi yüklemek zorundayım -zor bulunabilecek bir albüm, bilmediğimiz bir ekip değil ama bu albümle geçen koca ve sımsıcak bir yazın hatırası bugünlerde ısıtıyor vücudumu; paylaşmak zorunda hissettim. Tepemde, yerinden çıktı çıkacak bir pervane; tuborg, gerilla, azgın ve halinde bitkinlikten eser olmayan bir kalp ve fazlasıyla 'motiv' günler. Kıymeti kendinden menkul ve iz bırakmamacasına yok olduğunda ruh acıtacak cinsten gereksiz ve doyasıya bir güçlülük hissiyatı tattıran bir ruh halindeyim, farkındayım, ama şu albümün Muğla'nın sıcağı, cırcır böcekleri ve horoz ötüşlerinin ortasında yüreğimi yörüngesinden fırlatmasına az kaldı -sizin de ortak olmanız lazım; her ne kadar bütünüyle farklı coğrafi ve zamansal bir düzlemde katılacak olsanız da buna ve bana, 'Diagram for Healing' vasıtasıyla.

So Adult - Rookie (2009)

Posted by Dead FM On 17:13 0 yorum

Nereden çıktı bunlar karşıma hatırlamıyorum. Kusursuz bir dört şarkılık demo. Kimsenin haberi yok 'So Adult'tan -ve bu gönderi de, durumu pek değiştirmeyecek.

1985-88 şarkıları Rookie'dekiler -gerçi ikinci şarkıyı pek anlamadım (free jazz türünden bir 'interlewd' olmuş arada) ama bayıldım. Replacements'a gerçekten müthiş benziyorlar. 'Alternatif rock' lafı ilk bu zaman aralığında; tam da Replacements ve benzeri kolej rock gruplarını tanımlayabilmek amacıyla türetilmişti. So Rookie, ilk jenerasyon alternatif rock gruplarının karbon kopyası, ve fakat müthiş bir müzik yapıyor. Çölün ortasında yankılanma şansı bulamadan dağılan, tarihöncesi bir ses. Bayağı da zor bulunan bir kayıt.

Mixtapes - Maps (2010)

Posted by Dead FM On 18:27 0 yorum
Gökteki yıldızların en parlağının sonunda ısıtmaya başladığı günler için: Şurada bir hamağımız olsa. Çayırda salıncak. Kafamda karpuz. Meyvenin suyunu ellerimizle çıkarıp yapış yapış dolansak avare. Düşünü kurmak bile güzel.

Denizler -Kaypakkaya da aralarında, '69 Mayıs 1'ini top oynayıp güreşerek karşılaşmışlar. Buzu kırıp yolu açanın ve açanların kümülatif birikimine tekabül eden tarihin sıradanlığına vuruluyorsun. Tarihin kendisi devrimcidir. Devrimci olan ve devrimci kopuşa yol verense beklenmeyen bir çatlaktan sızıyor olduğunu dahi çoklukla farketmediklerimizin birdenbire alev almasıdır. Uzaklardan sanırız, ama esasen hemen yöremizden esen yelin, nedeni ve nasılını çok sonradan anlayabileceğimiz şekilde fırtınayı beslemesidir.

Mixtapes'in coşkulu bahar marşlarını dinlerken yalın olanda saklı ulviyet potansiyeline hayran kalıp, duyargalarını 'biraz' daha fazla açmak için gayret ediyorsun. Şimdi herşey biraz daha anlamlı.

Lost in Bazaar - Lost in Bazaar (2010)

Posted by Dead FM On 20:35 0 yorum
Günlerin ardı gün: Birer acımasız gündeviren olup çıktık her birimiz. Lost in Bazaar'ın bu kaydı beni korkuttu. Delicesine ürperiyorum her dinleyişimde. Büyüyoruz ve çatırdayan kabuğumuzun tenimize batmaması olasılıkdışı. Bu kayıt, kırk yılda bir geliverip de gözümü açan işlerden. Büyümenin acısının bilinci kavurdu beni, kulağımda LIB, Suriye çöllerinde, ayak gazda.

Lost in Bazaar mükemmel bir kayıt çıkardı ortaya; çok bekledik, fazlasıyla değmiş geçen vakte. Anchor'a kıyasla daha 'pis' bir iş olacağını öğrendiğimde, esasen dudak bükmüştüm. Enayilik etmişim. Çıtayı müthiş yükselten bir demo bu. Bir kere, sesleri oturmuş artık -bunu anlıyoruz. A Shell of Anomie'nin istisna oluşturduğunu söyleyebilirim; -bunun haricinde gayet bütünlüklü ve sağlam, baştan sona. Teşekkürler.
Bir süredir fazlasıyla 'düzgün' albümler paylaştığıma kanaat getirip, Dolphins'i çıkardım bir kaç sene öncesinin albümlerinin bulunduğu raftan. Spazmodik kasılmalar üretiyor Ultra Dolphins. Drive Like Jehu sapıklığında bir iş -grubun kaydettiği ilk şarkılardan oluşuyor. Mathımsı etkiler oldukça bariz ama sıkı bir punk albümü esasen bu. Bolca hırıltılı vokaller, bahsettiğim kasılma dolu gitar-davulun üstünde. Son senelerin sapık gruplarından Brainworms'e oldukça benziyor -ikisinin de sapık cenneti Richmond/Virginia'dan olduğu alınlarında yazıyor sanki.

Verse - Aggression (2008)

Posted by Dead FM On 20:02 0 yorum
Onca vasıfsız çağdaşının arasında suratsızca sırasını bekleyen şu koca adama, kapkara abideye iade-i itibar: Aggression, punk tarihinin gördüğü en karizmatik albümlerdendir.

Tigers Jaw - Tigers Jaw (2008)

Posted by Dead FM On 01:04 0 yorum
Aylarını tatile ayırma lüksü bulunan gençlerin ıslak yaz rüyası bu albüm -küçümsüyorum sanılmasın; bahsettiğim gençler, elbette, iskele kıyısında o kızı ve yıldızları ve ucundan da olsa hayatı düşünüyor olanlar. Acayip; genç Weezer'i dinliyormuş hissi alıyor insan. Aslına bakarsan, Tiger's Jaw'un çocukları da çok 'küçük' henüz -on sekiz civarı yaşlardalar (bu manada, biraz da Squirrel Bait'e benzemiyor değiller).

Klavyeden kaynaklı yumuşak pop temaslarından yer yer, doksanlı yılların emo sesi ile 'alternatif rock'ın kesiştiği yerlere uzanabilen çok geniş bir skaladaki tonların uyumunu bu kadar güzel yakalayabilmiş olmalarına şaşırıyorsun. Elmas bir kayıt sahiden.
Bu aralar mezar kazmakla meşgulüm. Yıllar öncesinin gömülerinden; Compound Red. Muazzam bir kayıt bu. Koca abilerinin yanında (Promise Ring) silik bir isim olarak kalmıştır hep; ancak Always a Pleasure, benim için 90'lı yılların en güzel ortabatı emo sesli albümlerindendir. Color of Contrast, Sky ve Versus the Ocean gibi acayip klasikler barındırıyor bu DeSoto etiketli albüm -bu arada değinmeden edemeyeceğim: DeSoto Records, sanırım 90'lar Amerikası'nın müthiş albüm/basılan tüm albümler ratiosu 1'e en yakın bağımsız rock label'larından biridir: Bu blogda daha önce paylaştığım ve çok az kez indirilmiş olan Rollkicker Laydown gibi bir elmas, Jawbox, Shiner ve Burning Airlines albümleri vs..
Son bir kaç aydır ilk defa dinlediğim birşey beni böylesi çarpmamıştı. Boktan ruh halinin etkisi yadsınamaz ama bu Cold Weather Gear'in müthiş bir şarkı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Stalingrad savunmasına yakılan marşları biliyoruz da, Bastogne kuşatmasıyla ilgili bir türkü hiç dinlememiştim. Başındaki inanılmaz Chaplin repliği de cabası, puiyyy.

Çöpe fırlattığımız son sene içinde kaydettikleri inanılmaz 7inçlik sayesinde Menzingerler ile tanıştım. Bu da 2006'da kaydettikleri ilk işleri. Mancınık gibi albüm; çok güzel albüm. Kısmen erken dönem Anti-Flag'in melodik pisliğine çalan bir tarafları yok değil, ama bunları komik ama kullanışlı orgcore şemsiyesinin altına yerleştirmekte beis görmüyorum. Boş şarkı yok; hepsi gerekiyordu bu albümü bu kadar güzel yapmak için. Dinlediğim en güzel Straight to Hell cover'ı da burada. Helal olsun bunlara saydığım üç kuruş.

Quicksand - Slip (1993)

Posted by Dead FM On 15:57 3 yorum
Eleştirel kurama giriş namına, Aydınlanmanın Diyalektiği; marksist emperyalizm teorisinin özünü kavrama yolunda Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması okunur. 80'ler sonu-90'lar başı hardcore-sonrası müziğini anlama adına ise Fugazi ve Quicksand dinlenir sanıyorum. Esasen kimseyi ilgilendirmiyor (nitekim, dördüncü senesinde dahi, bu blogun da birilerini gerçekten ilgilendirip ilgilendirmediği konusunda şüphelerim var) fakat; Slip -dönemin anıt albümü, kişisel dinleyicilik tarihimin kritik bir dönemecinde duruyor. Lise yıllarının nihayetine vardığım dönemde, Rival Schools ile Gorilla Biscuits arasında bir yerlerde duran bu albümü dinlemiştim. Walter Schreifels'ın sesine yeterince aşinaydım: Rival Schools, hal-i hazırda bir vakittir ünversite sınavları ile az çok bozulmuş kafamın fonundaydı. 80'ler başı hardcore'una da bütünüyle yabancı değildim galiba. Fakat aradaki büyük zamansal boşluk can sıkıcıydı. 80'ler son yıllarında yaşamış ve fazla sevemediğim Youth of Today, Biscuits, Bold gibi gruplar vardı ama sonrasında ne olup bittiğine dair en ufak fikrim olmadığını hatırlıyorum. Quicksand ve Slip o tarihsel boşlukta yer alıyor.

Dine Alone'un bassline'ı, albümün geneli boyunca sürünen gitar ve yer yer parlayan ikinci gitar dönemin harika bir özeti. Walter'ın davul ritmiyle elele hoplayan vokalleri müthiş biçimde vurucu. Bloga yüklemeden önce bu albümü uzun zamanın ardından ilk defa dinleyince farkettim ki; acayip bir şekilde Galatasaray'ın bomba bir transferine benziyor Slip. Neden ve nasıl diye sormayın; hakikaten bilemiyorum.

Transit - Stay Home EP (2009)

Posted by Dead FM On 03:50 3 yorum

Şöyle bir uğrayıp geçenler ve ete kemiğe bürünememiş ihtimallerin soluk anıları şerefine dinliyorum Stays the Same'i bu günlerde: "Ruhuna el Fatiha!". Hortlakları uzak tutmak her zaman mümkün olmuyor işte.

Paint It Black - Amnesia EP (2009)

Posted by Dead FM On 15:53 2 yorum
Dan Yemin ve ekürisi mükemmel bir iş kotardı bu sene; 2009'un en güzel bir kaç EP'sindendi bu. No gimmicks; bu adamların derin düzlüğüne bayılıyorum: Bliss'i dinleyin -albümün son şarkısı oluyor; son zamanlarda bu kadar güzel bir "post-" itkili punk şarkısı dinlemedim desem? Rüzgar gibi geçiyor, Yemin'in kırçıl vokalleri yürek dağlıyor. Bildiğimiz türden, Paint It Black karanlığında bir kısaçalar.
2009'da bir de bunlar vardı işte. Pop punk vokaller ve güzel davulların üstünden stüdyoda baya optimum bir biçimde geçmişler. Prodüksiyonu başarılı bir albüm olmuş. Düşer kalkar bir iş; ayrılıkla başlangıçların arasında bir yerde ruh hali -o temiz çıkışı ararken.
Koca çınar Deep Elm de dijital albüm işlerine bulaştıysa, sektörde taşlar bayağı bir yerinden oynamış demektir. Bu hiç de fena olmayan iş sadece dijital formatta 'piyasa'ya sunuldu. Buna ilaveten bir soru: bizim label, emo kafalarından yavaş yavaş uzaklaşıyor mu? Goonies -ki nefis bir Set Your Goals şarkısıdır aynı zamanda; dümdüz post-rock yapıyor. Tekdüzeliğe yaklaştığı yerler bol; nihayetinde ömrü bir kaç hafta olan bir albüm. Fakat Deep Elm'in, her ne kadar başka bir 'şey'e dönüşme sürecinin içinde olduğundan emin olsak da, kalite standardlarının yüksekliğini koruduğu muhakkak. 'In a Forest...' da standardı tutturmuş. Türün muzdarip olduğu sıkıcılık hastalığına fazla tutulmamış görünüyor. Şu ara sınavlarla boğuşan üniversiteli arkadaşlara yarenlik etsin deyü paylaşıyorum.

Takip Edenler

Hakkında