Üşengeçlik nedeniyle upload edemedim uzun süre bu albümü; kusura bakma Felü. Isındım bu albüme. Hatta ısınmak laf değil; diyebilirim ki en azından 'All In' kadar iyi bir iş çıkarmışlar. Uzun zamandır dinlediğim en melankolik punk rock şarkılarını yaratmışlar. Bol karlı olmasını, utanıyorum ama, içten içe umduğum bir İstanbul kışını bu albümle geçireceğiz gibi görünüyor.
Bilindik bir hikaye: dinleyecek çok şey var. Allah aşkına, audiogalaxy zamanlarında (1998-99) hangimiz Indian Summer'ın, Moss Icon'ların dahi farkındaydık -varsa yoksa Wu-Tang Clan yahut Pennywise dinlenirdi? Osaka'dan Fort Wayne, Umea'dan Beyrut'a müthiş genişlikte bir coğrafyanın korkunç bir hacme sahip seslerinin neredeyse bütününe şu ve ya bu şekilde ulaşabildiğimiz zamanlarda Salı Pazarı'nın orta yerinde hissedebileceğin bir tür kaybolmuşluğu tecrübe etmeme ihtimali yok. Noisy Sins'in cennete yolculuğunun ardından etrafında oluşan 'hype' bile pek çok şey söylüyor -kafayı yemiş Rus gençlerinin, İstanbul sahnesine tuhaf ilgileri de benzer türden bir işaret. Herneyse; bu muazzam hacmin varlığı fikrini ve onun içeriğini sindirebiliyorsak ne mutlu! Aksi halde müzikçalarlarımızın çöplüğe dönüşmesi tehlikesi her zaman kapıda.

Lost In Bazaar, İstanbul'un mütevazı denilebilecek büyüklükteki punk camiasından son beş senede çıkan işler arasında ışıl ışıl parıldayan bir kayıt yaptı bu sene. 'Here We Are...'ın olgunluğu ve amatörlüğü, tutkusu ve zalimliği az bulunur cinsten. Aylar boyunca o kadar tuhaf yerlerde dinledim ki bu albümü: Moskova-Amsterdam trenleri ve kuzeyin soğuk yaz güneşi altında; İstanbul-İzmir karayolunda gecenin bir vakti arabanın teybinde; bomboş bir kütüphanenin sıra sıra rafları arasında. Alper'in salak ve hunhar davulları güzel sözlerle birleşiyor, kafamı kırıyor yine bu İstanbul akşamında. İndirin, paylaşın anasını satayım.

Takip Edenler

Hakkında