Allah be, işte bu senenin pırlanta albümü. Hardcorecul bir arka fon üzerine ikinci gitarla yaratılan acayip atmosferin içinde coşkulu vokaller oturtulunca böyle bir başyapıt çıkmış. Our Own Ebb and Flow'un iyimser melodikliğiyle Father'ın koyu karanlığı birbirlerini takip ederken en ufak biçimde sırıtmıyorlar. Winter Wasteland ise geride bırakıyor olduğumuz senenin en acayip şarkılarından biri. Başka şey dinleyemez oldum -o kadar iyi bir kayıt işte.
Bu sene çıkardıkları Bodies of Water ile genç yüreklere taht kuran çocukların 2007 çıkışlı ilk EP'leri. İkinci şarkı 'What if it Wasn't' -kimi yerlerde 'Staring Problem' diye de geçiyor- hakkında ne düşünürsünüz bilemem; sözler oldukça bayat, çıkardıkları sesler ise "tatlı" ve komik pop punk'a kayıyor. Fakat kayıdın geneline, grubu 2000'ler sonrası melodik hardcore'u altında klasifiye etmemizi sağlayan dinamik öğeler hakim.
İsmi ve kapağı on yıldır belli bir Lawrence Arms kayıtı; tatmin etmeyen 2006 albümü Oh! Calcutta!'nın devamı. Değişik bir şey pek yok. Chris'in sesini özlemişiz, iki senedir yeni bir şey duymuyorduk kendisinden. 'The Slowest Drink...', Buttsweat'in tepe noktası.
Üşengeçlik nedeniyle upload edemedim uzun süre bu albümü; kusura bakma Felü. Isındım bu albüme. Hatta ısınmak laf değil; diyebilirim ki en azından 'All In' kadar iyi bir iş çıkarmışlar. Uzun zamandır dinlediğim en melankolik punk rock şarkılarını yaratmışlar. Bol karlı olmasını, utanıyorum ama, içten içe umduğum bir İstanbul kışını bu albümle geçireceğiz gibi görünüyor.
Bilindik bir hikaye: dinleyecek çok şey var. Allah aşkına, audiogalaxy zamanlarında (1998-99) hangimiz Indian Summer'ın, Moss Icon'ların dahi farkındaydık -varsa yoksa Wu-Tang Clan yahut Pennywise dinlenirdi? Osaka'dan Fort Wayne, Umea'dan Beyrut'a müthiş genişlikte bir coğrafyanın korkunç bir hacme sahip seslerinin neredeyse bütününe şu ve ya bu şekilde ulaşabildiğimiz zamanlarda Salı Pazarı'nın orta yerinde hissedebileceğin bir tür kaybolmuşluğu tecrübe etmeme ihtimali yok. Noisy Sins'in cennete yolculuğunun ardından etrafında oluşan 'hype' bile pek çok şey söylüyor -kafayı yemiş Rus gençlerinin, İstanbul sahnesine tuhaf ilgileri de benzer türden bir işaret. Herneyse; bu muazzam hacmin varlığı fikrini ve onun içeriğini sindirebiliyorsak ne mutlu! Aksi halde müzikçalarlarımızın çöplüğe dönüşmesi tehlikesi her zaman kapıda.

Lost In Bazaar, İstanbul'un mütevazı denilebilecek büyüklükteki punk camiasından son beş senede çıkan işler arasında ışıl ışıl parıldayan bir kayıt yaptı bu sene. 'Here We Are...'ın olgunluğu ve amatörlüğü, tutkusu ve zalimliği az bulunur cinsten. Aylar boyunca o kadar tuhaf yerlerde dinledim ki bu albümü: Moskova-Amsterdam trenleri ve kuzeyin soğuk yaz güneşi altında; İstanbul-İzmir karayolunda gecenin bir vakti arabanın teybinde; bomboş bir kütüphanenin sıra sıra rafları arasında. Alper'in salak ve hunhar davulları güzel sözlerle birleşiyor, kafamı kırıyor yine bu İstanbul akşamında. İndirin, paylaşın anasını satayım.
Posted by Dead FM On 00:29 0 yorum

Küçük dostlarım Dead To Me 10 Kasım 2009'da çıkarıyor yeni albümleri African Elephants'ı. İşte şarkı listesi:
  1. X
  2. Modern Muse
  3. Nuthin Runnin Through My Brain
  4. A Day Without a War
  5. Bad Friends
  6. Liebe Liese
  7. Cruel World
  8. Three Chord Strut
  9. California Sun
  10. Fell Right In
  11. I Dare You
  12. Tierra del Fuego
  13. Blue

Calculator - Arguments (2008)

Posted by Dead FM On 02:31 1 yorum
Son aylarda kafayı taktığım kayıtlardan biri bu. Screamo diye etiteklediysem kaotik, fazla akortsuz/ahenksiz bir şey beklemeyesiniz: Yumuşak emo köprüleri ve dinamik geçişler, bu kaydın temel unsurları. Vokal güçlü sayılır; ses yer yer güzelce çatlayarak düşüyor. Kimi noktalarda grupça bağırışıyorlar -canlarım. FriendsLikePaddles ve Presence, Arguments'ın tepe noktaları.

Ramming Speed - Brainwreck (2008)

Posted by Dead FM On 23:25 0 yorum
Ramming Speed'i vokali Skulls'ın Bones Brigade sonrası işlerini araştırırken farketmiştim geçen yıl. Zebani gibi bir ekip bu. Brigade'deki punk dozajının azaltımı, vokalin danalaşması ve temponun korunumu yoluyla elde ediyorsunuz Ramming Speed'i. Kemiklere kadar thrash, iliklere kadar punk, kafamı kırarcasına metal bir albüm.
Posted by Dead FM On 23:00 0 yorum
Büyük sermayenin küresel ağalarına yaraşır bir karşılama, ancak işçi sınıfı hareketi ve bu türden bir hareketi tanımlayan dayanışmacı/anti-kapitalist öğelerin toplumda ve özel olarak emekçi sınıflar nezdinde kültürel bir yerleşiklik kazandığı durumlarda mümkün olabilirdi. Söylemeye gerek var mı bilmiyorum: Türkiye ve Kuzey Kürdistan toplumları, böylesi anlamlı bir sınıfsal desteğin ve kök salmışlık halinin devindirici gücünden yoksun bir halde selamlayacak IMF ve Dünya Bankası heyetlerini. Bu damardan akan bir hareketin yokluğunda, bahsi geçen heyetleri 'karşılama' işinin, öz itibarı ile halkçı nitelikte oldukları iddia edilebilecek küçük burjuva muhalif hareketlere kaldığını söyleyebiliyoruz -ne yapalım.

Direnistanbul'un öncülüğünde organize edilen Resistfest, 30 Eylül ve 1 Ekim günlerinde İstiklal Caddesi üzerinde Türkiye Komünist Partisi'nin ofisinin bulunduğu Rumeli Han'daki Haymatlos isimli mekanda gerçekleşecek -barın ismi manidar. Oi Polloi, Malazlar ve Cemiyette Pişiyorum gibi sevimsiz ve harika grupları dinlemek; bizim kız-bizim oğlan biçiminde dayanışmak için hoş bir fırsat.

Annabel - Now That We're Alive (2007)

Posted by Dead FM On 22:50 0 yorum
Ohio/Amerika'dan adam çıkmaz, diyenlere inanmayın: Annabel bayağı iyi. Vokallerde olmasa da, gitarlar ve efektlerde kesinlikle shoegaze etkisi var. Bunun haricinde tempo şiftlerini emo yapan öğeler mevcut. Tekrarlar ve genel şarkı yapısının bütününe işlemiş post-punk kırıntıları ile bu kaydın, melodik unsurlar ve xylophone gibi ek enstrümanlar sayesinde indie pop'a yer yer yaklaştığını söylersem; Now That We're Alive'ın karman çorman ve oldukça yetkin sayılabilecek bir iş olduğu iddiasının altını az çok doldurabilmiş olurum sanıyorum.

Second - Arkana Bakma (2009)

Posted by Dead FM On 14:02 2 yorum
1999-2001 arası İstanbul pop punk patlamasından, sesi güne ulaşan tek tük ekipten biri; o vakitten bu yana uzaktan takip ediyorum. Bir süre sesleri solukları çıkmadı. Bir ara myspace'te süslü grup fotoğraflarını gördüm. Tavır benlik değil; hedefler anlaşılan yüksek -her zaman yüksekti? Fakat hala hoş işler yapmıyor değiller. Belki bir kaç seneye kalmaz -şayet 'hype' yardımcıları olur, zaman lehlerine işlerse koca sahnelerde bile görebilirsiniz. O vakte değin izlemeye devam ediyor olacağım sanırım.

Interpunk'a vermişler bu kayıtlarını -Interpunk'ta Türkiye'den bir grup görmek ilginç oldu-; edindim, dinliyorum da bir aydır falan. Temiz bir iş. Şarkılardan bir kaçı görece eski, bir kaçını ise ilk defa burada dinledim. EP'nin zayıf halkası şarkı#4, zirvesi ise 'Arkana Bakma'. Dönemdaşları gruplar arasından skavari öğeleri barındıran bir kaç gruptan biri olmalarını ise seviyorum -'Balıklı Rum, Balıkçı Ruhum' o damardan bir şarkı.
Şu 'org ekibinden çıkan; 2000'ler Amerikan punk'ının önemli bir damarını tanımlamak için kullanılagelen 'sakal-rock' tanımını seviyorum. Genelde bu sakal-rock; kırçıl vokaller, sıklıkla melodik olmaktan uzak punk gitarlar ve biranın kendine has bileşiminden meydana geliyor. Castevet, bir anlamda -pnewsorg'dan Brian'ın dediği gibi sakalcı grup. Vokaller Latterman türünden. Fakat geri kalan öğeler bütünüyle farklı. Castevet; 80'lerin ikinci yarısında, onyıl başı hardcore'unun evrilerek doğurduğu iki akım olan Jawbox çizgisindeki (yer yer math rock'la dirsek teması içinde olan) 'post-hardcore' ile, öncülünün yapısal basitliğini koruyarak duygusal manada çok farklı dünyalara yol alan birinci akım emo'nun ortasında bir yerde duruyor. Çift gitar, düz bir yapı, 90'lar sesinde gitarlar. Nasıl etiketlendireceğimi bilemiyorum. Cap'n Jazz ile Latterman arası bir yer işte. Geçenlerde de ilk uzunçalarları olan 'Summer Fences'i çıkardılar. Biraz daha sindireyim onu; paylaşacağım.
Look Mexico tarzı düttürü Deep Elm gitarları gırtlak yakan, yuva yıkan bir insan sesiyle birleştiğinde böyle muazzam bir albüm ortaya çıkıyor. Etkiler ve öykünmeler bariz; ortaya çıkan iş orjinal. Elmas..
Posted by Dead FM On 23:28 3 yorum
12XU, 7 Seconds, A Wilhelm Scream, ANS, Above Them, Algernon Cadwallader, Alligator, Altercation Punk Comedy Tour, American Cheeseburger, Ampere, Anchor Arms, Annabel, Assassinate The Scientist, Assholeparade, Averkiou, Bad Friends, Bangers, Banner Pilot, Battle!, Ben Davis & The Jett$, Bible Children, Blacklist Royals, Bomb the Music Industry!, Brainworms, Bridge and Tunnel, Brothers, Caitlin Rose, Calvinball, Capsule, Cheap Girls, Cheeky, Chillerton, Chronic Youth, Cinemechanica, City of Ships, Clairmel, Cloak/Dagger, Coffee Project, Coffin Dancer, Coliseum, Comadre, Constrictor, Crash Burn Repeat, Crime In Stereo, Cruiserweight, Cutman, Dan Padilla, Daniel Striped Tiger, Dave Dondero, Dead Friends, Dead To Me, Dear Landlord, Deep Sleep, Die Hoffnung, Diet Cokeheads, Dillinger Four, Dirty Tactics, Eric Ayotte, Fiya, Failures' Union, Fellow Project, Field Day, Fleshies, Gatorface, Ghastly City Sleep, Git Some, Giving Chase, Good Luck, Grabass Charlestons, Hard Girls, Hawks and Doves, Hidden Spots, Hometeam, Honest Arrow, Hour of the Wolf, How Dare You, In Defence, In The Red, Iron Chic, Itchy Hearts, Japanther, Jonesin', Junior Battles, Kevin Seconds, Kylesa, Landmines, Lemuria, Less Than Jake, Liquid Limbs, Litany for the Whale, Little Lungs, Living with Lions, Look Mexico, Low Red Land, Madeline, Magrudergrind, Maruta, Mehkago NT, Mike Hale, Monikers, Mose Giganticus, Mouthbreather, Nervous Dogs, New Bruises, Ninja Gun, No Friends, No More, North Lincoln, Nothington, O Pioneers!!!, OK Pilot, Off with Their Heads, Old Growth, Only Thunder, Outbreak, Pezz, Polar Bear Club, Pretty Boy Thorson and the Falling Angels, Protagonist, Psyched to Die, Pulling Teeth, Pygmy Lush, Radon, Red City Radio, Rehasher, Religious as Fuck, Ringers, Ruiner, Russian Circles, Samiam, Savage Brewtality, Scum of the Earth, Shang-a-Lang, Shellshag, Shitstorm, Shook Ones, Sick Sick Birds, Sinaloa, Smalltown, Snacktruck, So Pastel, Spanish Gamble, Static Radio (NJ), Street Eaters, Stressface, Strike Anywhere, Strikeforce Diablo, The Arrivals, The Arteries, The Bomb, The Brokedowns, The Casting Out, The Catalyst, The Copyrights, The Disappeared, The Dopamines, The Emotron, The Flatliners, The Future Virgins, The Ghost, The Max Levin Ensemble, The Measure [SA], The Menzingers, The Ones To Blame, The Riot Before, The Shaking Hands, The Sidekicks, The Takers, The Thumbs, The Tim Version, The Tupolev Ghost, This Bike Is A Pipe Bomb, Thousandaires, Tiltwheel, Tim Barry, Tin Armor, Too Many Daves, Torche, Totally Michael, Towers of Hanoi, Toys That Kill, Trash Talk, Tubers, Underground Railroad to Candyland, Used Kids, Vaginasore Jr., Vena Cava, Vicious Fishes, Virgins, WORLDS, Watson, We Moderns, Whiskey and Co., Wormburner, Worn in Red, Young Livers, Young Widows, Youth Brigade.

--the Fest, nesin ya..
Posted by Dead FM On 15:04 0 yorum

25 Temmuz Cumartesi, saat 1500
Kemancı Bar

Gönül isterdi ki Ultimate Blowup, Haossaa, Malazlar ve özellikle sahnede henüz hiç izlemediğim Never Reach Home da çalaydı. Bu line-up ile de nefis bir gün olacağı belli. Distrolar ve Pati Patu Prima Records stand açacak, fanzinler dağıtılacak vesaire. Sık olmuyor böyle günler, bilirsiniz..
Zor iş; bir günkü setin bir diğer günküne öylesine uymasın ki, biri dünyanın en huzur dolu sonbahar-kış kreasyonu şarkıları ile doluyken, diğerinde ateşi harlayan cinsten spastik hardcore gitarlarıyla yürek parala. İki ucun dönüp kenetlendiği nokta ise, Pygmy Lush'ın yemeğinin daima az yağlı olduğu gerçeği. pg.99'ın ardılı bu eşoğlueşekleri 2007'nin sonuna doğru, Bitter River'ı basmalarının ardında keşfetmiş; aynı albümü blogda paylaşmıştım. Mount Hope ile yükselttikleri çıtanın etrafında bir uğrak noktası bu split. EP'nin diğer yarısını teşkil eden Turboslut'ı ise myspace'lerinden bilirdim -geride bıraktığımız yıl, Pygmyler ile bolca turladılar. Müzikleri pek benlik değil açıkçası; tuhaf, ritmi bozuk garage sesleri, çekilmez bir vokal: Garip bir tamamı-kız grup.
Jesse Michaels'ın kırkıncı yaşı ve Operation Ivy'nin dağılmasının yirminci sene-i devriyesinde Classics Of Love'ın ilk kaydı. Özellikle Countdown'da Revolution Summer emocore'unun ve 80'ler başı post-punk furyasının etkileri çok bariz. Keza Time Flies ve Walking in Shadows'da da post-punk gitarları görüyoruz. Diğer parçalar tipik Jesse işleri; bolca Common Rider esintisi var. Senenin merakla beklenen kayıtlarındandı bu; buyrun.

Hot Cross - A New Set of Lungs (2001)

Posted by Dead FM On 22:40 0 yorum
Post-hardcore, şemsiye işlevi gören bir etiket. Kapsayıcı yüzeyinin genişliği göz önünde bulundurulursa, açıklayıcı ve betimleyici özelliğini büyük ölçüde yitirmiş bir etiket -bu nedenden ötürü bir grubun işini upload ettiğim zaman, bloga gönderdiğim girdinin etiketler kısmında bu tanımı kullanıyorsam, ancak genel bir izlenim vermesi amacıyladır. Girdinin içeriği, bu tanımı özelleştirerek kayıttan beklentiyi daha belirgin ve somut kılma amacıyla zenginleştirilir. Post-hardcore şemsiyesinin altına üşüştüğü fikri genel kabul gören müzik gruplarının pek çoğunun, çıkardıkları sesler bakımından birbirleriyle ancak 'uzaktan akrabalık' türünden bir ilişki içinde olduklarını söyleyebiliriz. Hüsker Dü, Jawbox, Glassjaw ve Funeral Diner'ın teğellendiği ortak noktalar, bu şemsiyeyi dik tutan sacayaklarıdır.

İki binlerin ilk on yılı boyunca 'post-hardcore'un, bünyeinde önemli yoğunlukta ses akışı olan damarlarından birini tanımlayan; bu on yıla damgasını vuran devasa cüsseli grup Hot Cross'un ruhuna -şimdilik fatiha. Kendilerinin, hacmi düzenli biçimde genişlese de bu on yılın ana akım haline gelebilmiş türlerinin alıcı kitlesiyle kıyaslandığında mütevazı bir büyüklükte kaldığını iddia edebileceğimiz bir çevre dışında tanınmalarının bir nedeni, davulcuları Greg'in Interpol'un kurucu üyelerinden biri olduğunun öğrenilmesi oldu. Sanırım bu Hot Cross'a dair en ufak ayrıntı. Buna ek olarak Greg'in aynı zamanda Level Plane'in kurucusu olduğu ve şirketi halen kendisinin yönettiğini söyleyebiliriz mesela.

Bu ilk kayıtları, A New Set of Lungs, çağdaş bir klasik oldu. Billy'nin vokallerinin gücü, titreyen bassın yer yer incecik bir ip üzerinde sürekli zıplayıveren dinamiklikte & yer yer ve birden geçişlerle öncüllerinin mirasına yakışır bir yoğunluğa kayan bir gitarla birlikteliğinin meyvesi bu mini albümü, grubun güzel hatırası namına paylaşıyorum.
Norveç'in sağlam gruplarından Dominic ve Avrupa'nın en güzel seslerinden bazılarını basan Denovali'nin bu seneki çarpıcı kayıtlarından biri. 'End of Man'e geliniz; bilindik bir hardcore-emo formülü uygulanmış, çok da nefis bir şarkı olmuş. JoeCole'a selam, yola devam..

Far Apart - Hazel 7'' (1997)

Posted by Dead FM On 13:51 0 yorum
İsveç'in ölü gruplar mezarlığında unutulmuş bir elmastır Far Apart. Üç şarkılık bu kısacık kayıtları, 90'ların ortasının bütün belli başlı hardcore-sonrası akımlarının etkilerini öylesine güzel bir biçimde biraraya getirmiştir ki, dinlediğimde şaşırmadan edememiştim. Müthiş bir olgunlukta çalınmış üç şarkı. Overdrive'da çok net Jawbox/Fugazi dinliyorsunuz. Dartmouth güzel bir Drive Like Jehu şarkısı. Hazel ise gerçek bir pop-emo klasiği. Bu blogda indirmenizi tavsiye edebileceğim tek kayıt varsa; o da budur.

Malady - Malady (2004)

Posted by Dead FM On 22:46 2 yorum
Malady'i dinlediğim ilk vakitler -2005'e tekabül ediyor; yüreğim bu albümün gücüyle nasıl da kolay ezilirdi. Bu topraklar için tipik olmayan, ancak bütünüyle atipik sayılamayacak kadar yaygın türden bir küçük burjuva kültürel formasyon, benim, Malady'nin ürettiği türden seslere açık, ve açık olduğu ölçüde kuşkucu bir yaklaşım türetmeme olanak verdi. Malady'nin bu ilk ve tek kaydını bir kaç sene sonra, bugün, yeniden dinlediğimde, ilk izlenimlerim ve bu yoğun müziğin üzerimde üç-dört sene önce uyandırdığı hakim hissiyatın nasıl bir dönüşüme uğramış olduğunu farkına varmam çarpıcı sayılabilecek bir tecrübe idi. Aradan geçen süre dahilinde, yorumlayışımın; sanat ve özellikle müzik hususunda, 'öğrenim'le elde edilen ve dolaysız tecrübe pratiğiyle girdiği etkileşim esnasında gerçeğin algılanışını köklü bir yeniden organize etme faaliyetine tabi tutan bilginin birikimsel çoğalışının etkisiyle dönüşüme uğradığını -dönüşümün durmaksızın devam ettiğini söyleyebilirim. Yakıcılığını kanarcasına hissettiğim onca ses, bir zamanlar ifade ettikleri pek çok şeye denk düşmez olmuş. Bireysel acının; birebir maruz kaldığın oranda gerçek ve fizikselliğinden kaynaklanan bireysel niteliğinin dolaysız biçimde eksik/aldatıcı (yine de gerçek) -acının denk düştüğü toplumsal gerçekliğe vurgu yapılmadan sunumu, beni rahatsız etmese de, bu türden bir sunumun gerçekleştirildiği esere önemli ölçüde kayıtsız kalmama yol açmaya başlamış. Malady'nin bu albümü hala çok güzel. Tek bir 'hafif' şarkı yok; hepsi kaya gibi, buldozer gibi. Ve benim yüreğim, acının betimlenimi yoluyla en az eskiden olduğu kadar ezilebiliyor. Tek değişen, acının kimin acısı olduğu ve bunun sunum metodu konularında göreli olarak hassaslaşmış olmam.

Gray Matter - Thog (1992)

Posted by Dead FM On 17:11 0 yorum
1992'nin dokusunu 80'lerin ilk yarısının DC punk sahnesinden gelen damar ve şehrin 85 Devrim Yazı'nın sesiyle birleştirince ortaya Thog çıkıyor. Esasen '84 çıkışlı Food For Thought albümleri, Thog'dan çok daha sağlamdır ama bu '92 işinin içine işlemiş sentezin ilgi çekici kimyasından ve pop duyarlılığından yoksundur. Dischord diskografisinin pek tutmadığım bir döneminin en dinlenesi albümlerindendir Thog..

Bibio - Vignetting The Compost (2009)

Posted by Dead FM On 12:01 0 yorum
Vignetting The Compost, muadili albümlerin hevesle tekrarladıkları bir pratiği; müziğini gök mavisini perdeleyen bulutların ardından yollayarak atmosfere gizem ve merak katma işini yapmak için uğraşmadığı anlarda daha mütevazı, daha güzel. Yatağının üstüne oturuverip çaldığın gitarınla hayal edebileyim ben seni. Güneşin doğma zorunluluğunu bana mucizevi bir hadiseymişcesine sunma; büyülenmeyeyim onun heybetiyle. Gelen günün bir ruhu ve aklı olmadığını; tarihi, verilenin biçtiği sınırlar içinde benim ve bizim yazdığımızı hatırlat müziğinle bana. Bunun aksi için uğraşmadığın vakitlerde daha güzelsin; görünümün daha olduğun gibi, sözlerin sahici.

Rollkicker Laydown - 7'' (1993)

Posted by Dead FM On 13:12 0 yorum
1980'lerin ikinci yarısından iki binlere taşınan, Jawbox ve Burning Airlines damarından post-hardcore'un ve J Robbins'in müzisyenliğinin Government Issue sonrası ilk döneminin kısacık bir özeti niteliğinde bir yedi inçliktir Rollkicker Laydown'ın 1993'te basılmış bu tek işi. İki şarkı da müthiş güçlü; davuldaki Moffet ve Robbins'in bası yer yer adam dövüyor.

Osker - Idle Will Kill (2001)

Posted by Dead FM On 12:38 0 yorum
Osker diskografisinin ikinci ve son albümü. Devon'ın on sekiz yaşındaki sesinin üzerinden neredeyse on sene geçmiş -kendisi de otuzuna geliyor. Ben on sekizimde -tıpkı pek çoğumuz gibi, olduğumun olabildiğine fazlasını göstermeye çalışırken Osker'in bu sahiciliği ve olduğunun bizzat kendisi biçiminde görünme hali, benim bu albümü esas sevme nedenimdir. A-tarafındaki muhteşem şarkılar da cabası.

Lipona - Pigeonholed EP (2009)

Posted by Dead FM On 12:04 2 yorum
Geçtiğimiz senenin flaş albümlerinden 'Atlas'ı çıkarmalarının kırkı çıkmadan; hacimce küçük, yüreği kocaman bir işle karşımızdalar. İçine dahil oldukları sahnenin sığ fikirlerle örülmüş muhafazakarlığı ile kör radikalliği arasında güzel bir yerdeler. Anlatacaklarını ucundan başından kırparak gitarlara uydurmaya çalışmıyorlar -bir anlamda 2001 sonrası Propagandhi'ye benziyorlar bu yönleriyle. Ve anlatacaklarına dikkat; belki çok yeni şeyler söylemiyorlar fakat alışılagelmiş anlatma biçimlerinin dışına çıktıkları kesin. Lipona'nın, geride bırakıyor olduğumuz on müzik yılının saygı duyulası işlerinden birini yarattığını rahatlıkla söyleyebiliyorum.

Embassy - Eight Songs LP (1995)

Posted by Dead FM On 18:12 0 yorum
'90ların ortasının yeraltı ve sakat emo dünyasından kayıp, asla CD'ye basılmamış bir kayıt. Embassy'nin ağlak, düşmeye meyilli gitarları ve Jeff'in gırtlak yakan sesi dönemin güzel bir özeti aslında.
İçinde bulunduğumuz senenin güzel albümlerinden Feel.Love.Thinking.Of'u çıkaran Faunts'ın ilk işi. Böyle cennetin kapısına yapılan yolculuk kıvamında hisler veren albümlerden esasen çok var. Mesele böyle albümleri değerlendirmeye geldiğinde referans aralığım kayboluyor; albümü güzel yahut kötü yapanın ne olduğunu belirlemekte güçlük çekiyorum. Aslına bakılırsa, bu ayarda bir albümü sevmemem için pek bir neden bulunmuyor: Tek ihtiyacım olan biraz kafa berraklığı. Sonra verin reverb'ü, donuk ve uçucu tonları, olsun sana benim için mis gibi atmosferik bir albüm.

Herneyse, bu durumda da albümü muadillerinden farklı kılan, kuzey ışıklarının altında yayılarak dağılan vokaller değil. Albümü güzel ve blogda paylaşmaya değer bulmamı sağlayan unsur, bahsi geçen uçucu vokallerin, şarkıları yer yer epik hale getiren güçlü ve orta tempo davul ritmleriyle birliği. Albümde bahsettiğim şeyin gerçekleştiği bir kaç şarkı var -Instantly Loved, Will You Tell Me Then; çok güzel. Memories of Places We've Never Been ise hakiki bir kalp kırıcı.
Hazır gelecek hafta ikinci albümleri çıkıyorken, North Lincoln'ı, kendisini tanımayanlarla tanıştırayım istiyorum. Yürekten, düz ve melodik bira punk'ı yapıyorlar. No Idea Records'ın aktif grupları arasında en tuttuklarımdan biri. Truth Is A Menace, yarısı 1999'dan bu yana kaydettikleri ve bir dolu split kayıt ve EP'de hal-i hazırda yayımlamış oldukları şarkılardan oluşan ilk albümleri. Brian'ın kimi şarkılarda müthiş bassline'lar yarattığını görüyoruz. Benim favorim, albüm kapanışına doğru giren 'Sixes'. Albümün sürpriz yumurtası da Smiths'den Jeane cover'ı. Velhasıl kayıt orta şeker; sözler de yer yer güzel. Yeni albümlerini bekliyorum.

Garrison - The Model EP (2002)

Posted by Dead FM On 00:23 0 yorum
Kökünü 90'ların ilk yarısından alan ve iki binli yılların ilk bir kaç senelik döneminde son nefesini vererek müzik tarihinin dipsiz kuyusuna yollanan bir akımın; orta tempoya düşen hardcore gitarların ikinci nesil emo ile buluşmasından yeşeren bir dalganın son meyvelerinden. Rival Schools'un aynı dönemde çıkan United By Fate'i ile aynı aileden bir kayıt.

Pour Habit - Suiticide (2007)

Posted by Dead FM On 21:46 0 yorum
Geçenlerde Fat Wreck'e geçtiklerini duymasam, gruptan ve bu albümden haberim olmayacaktı. Bir kaç aydır dinliyorum Suiticide'ı ve şaşırmadan edemiyorum: -prodüksiyonu bu kadar mı güzel olur bir albümün? Double kick trikleriyle bezenmiş bu muhteşem iş, serseri mayın bir arabayla yokuş aşağı itiyor: Suiticide, gerçek bir davul ve bas ziyafeti. 90'lardan kopan melodiler, hız ve teknik biraraya gelmiş. Hell Bent'in ilk otuz saniyesinde thrash şöleni var. Eğlenceli şarkı sözleri, güneşin altında tekila, gençlik rüyası ve Zion'da rastafaray rüzgarı.
boysetsfire'ın sesi Nathan ve gitardan Josh, The Casting Out ismi altında biraraya geldi ve geçtiğimiz senenin ikinci yarısında muhteşem bir albüm çıkardı. BSF'nin işleri ile hiç bir alakası olduğunu söyleyemem; pop punk tınılarından süratli ve sert ritmlerle dolu yakalayıcı gitarlara uzanan oldukça sağlam bir punk albümü olmuş Go Crazy. Gerçi yalnızca Nathan Gray'in sesi bile dinlenebilir kılardı sanırım. Bir deniz kıyısında yahut kuru bir şehrin nemsiz ve ayazlı gecelerinde, aklında o çocuğun kokusu varken, o kızın hatırası beynini yerken dinleyeceğin şarkılar var. Yaz gelmeden dinle; çünkü çekilmez vakitler yaklaşıyor..
Posted by Dead FM On 14:43 0 yorum
"Vakti zamanında ülkenin birinde bir padişah varmış. Marifetleri olan kullarının marifetlerini görmeyi ve eğer beğenirse onları ödüllendirmeyi pek severmiş. Bu padişahın ülkesindeki kullarından biri de, kırk yıl boyunca, kırk adım öteye koyduğu bir çuvaldızın deliğinden kırk adımdan kırk dikiş iğnesini geçirmekle uğraşmış. Sonunda bu işte iyice ustalaştığına kani olduktan sonra, padişahın huzuruna çıkmış ve marifetini göstermek istediğini söylemiş. Padişahın huzurunda kırk adım öteye koyduğu çuvaldızın deliğinden kırk dikiş iğnesini kırk atışta geçirmiş. Herkesin hayret ve takdir dolu bakışları arasında padişahın huzurunda yerlere kadar eğilerek ödülünü beklemiş. Padişah "bu kuluma önce kırk altın verin sonra da kırk sopa vurun" demiş. Bizim çuvaldız deliğinden ve de kırk adımdan dikiş iğnesi geçirme ustası, "hünkarım, kulunuz, bu kırk altını anladı da niye kırk sopa da vurdurursunuz, yaptığım iyi ise ve onu altınla ödüllendiriyorsanız bu sopa nedir?" diye sormuş. Padişah da, "kırk altın, yaptığın zor işin karşılığıdır demiş. Bu kırk sopaya gelince, bunca emek, bunca çaba ne sana, ne insanlığa zerrece yararı olmayan bu iş için harcadıklarınadır. Be adam, bunca sabır bunca emeği işe yarar bir iş için kullansaydın ya" demiş."

Propagandhi'nin durumu da biraz böyle işte..

Posted by Dead FM On 22:10 3 yorum
Çeşitli Sanatçılar
Sonbahar Film Müzikleri
2009


Gel oğul gel
Sana kurban olayım oğul
Gel oğlum Yusufum gel

Sonbahar geçti de, kış mı geldi oğul
On yıl bir delikte kaldın da oğul
Yüreğin mi çürüdü oğul
Benim Yusufum, oğlum

Yüreğine kurban olayım oğul
Gel oğlum Yusufum gel

Büyük derdin vardı da oğul
Bana söyleyemedin mi oğul
Gel oğlum Yusufum gel
Benim Yusufum, oğlum

Bembeyaz alnına ve uzun burnuna oğul
Kurban olayım ben oğlum
Gel oğlum Yusufum gel

Senin için bahar olmadığını biliyordun da oğul
O yüzden mi kışın yaylaya çıktın oğul
Gel oğlum Yusufum gel
Benim Yusufum, oğlum
Posted by Dead FM On 12:06 1 yorum
Cut The Shit
Harmed and Dangerous
2003


Yaşam; iradi müdahaleye başvurulmadığı takdirde, görünen ve verilene razı olduğumuz bir mücadele alanı. Ben de, kendimi sıklıkla bu müdahaleyi gerçekleştirmekten aciz bir ruh hali içinde bulurum. Güçsüz, yalnız ve görünenden ötesini keşfetmeye mecali kalmamış bir insan. Hastalıklı bir biçimde 'bireyselliğin' ve bu doğrultuda 'kendi dertlerinin' kıskacında bir yürek. Türlü itkiler, yüzeyin altına dalmam konusunda beni itekler durur. Birbirlerinden koparılamayacak olan politik, insani ve ahlaki sorumlulukların bilinci yorgun bedenimi motive eder; kendi bedenimin ötesindeki bedenleri kurtararak kendimi kurtarma yükümlülüğünün bilinci her gün tepemde kılıç misali sallanır durur: Benim için bu bilinci yoksaymanın sonuçlarından biri, 'tamamlanmamış', esir bir bedenin 'farkında' bir vaziyette tadılan acılı ölümü ise bir diğeri de farkına varmış olma halinin konfora yönelik eğilimlerle bastırılarak mutluluğu aşağılık biçimde 'gerçek olmayan' ihtiyaçların tatmininde aramaktır; ne mutlu ve ne yazık, ikisi de değişik formlarda dahi olsa ölümdür ve ben ölmek istemiyorum.

Benim, hızlı ve thrashçil punk'a duyduğum yürek yakınlığının kökü bu maddi temelde yatar. Düşük motivasyonun ufuksuzluğunu aşmak için bu kaynaktan güç alırım. Esas dilimin İngilizce olmamasının faydalarından biri de burada: Şarkı sözlerine sıklıkla hakim unsurlar olan anarşistçe otorite karşıtlığının sevimsizliği ve scene sataşmalarının yersizliğini yoksayabilirim. Sözleri okumadığım yahut bildiğim halde yoksaydığım müddetçe biçim ve içeriğin ayrılmaz bütünlüğünü yararak forma odaklanabilirim. Formun, atıllığı canice katleden kararlılığından, gerekli gördüğüm müdahaleyi gerçekleştirmek adına ilham alabilirim.

Cut The Shit'in Harmed and Dangerous'ı '00li yılların Amerikan hardcore punk'ı söz konusu olduğunda, zamanla unutulmuş klasiklerden biri haline geleceğini düşündüğüm bir albüm. Boston-New York kırması bu albüm, döneminin skate/thrashcore altında sıralayabileceğimiz muadillerinin yanında üzerine bulanmış kir ve toz nedeniyle ışıl ışıl parlıyor. Sözlerden fazla bir şey beklemeyelim; gündelik olanın eleştirisi, Boston camiasına sokuşturmalar vs. Suratıma fırlatılan bu sözleri kriptik dizelere yine de tercih etmez miyim? Ederim.

Ben, on sekiz şarkının döndüğü on sekiz dakika boyunca içe döndüm ve güç topladım. Şimdi sıra dışa yönelip müdahale etmekte..
Posted by Dead FM On 16:07 0 yorum
Owen
I Do Perceive.
2001


Kinsella kardeşlerden Mike'ın geniş diskografisinin büyük kısmına hakim değilim, fakat Tim'in sevmediğim bir kaydı yoktur diyebilirim. Her ikisinin de söz yazma hususunda olağandışı bir becerileri olduğunu düşünmüyorum fakat Cap'n Jazz kökünden doğarak yeşeren ağacın, 90'ların ikinci yarısında ikinci dalga emo'dan math rock ve yumuşak tınılı gitar pop'una kadar uzanan bir skalaya yayılan güçlü bir geleneği temsil ettiğini söyleyebilirim. Timmy'nin Owen mahlası altında çıkardığı bu ikinci albüm de, American Football'un kaydedilmiş iki işinin izinden gidiyor. İlk albümün geneline hakim olan donukluğun yerinde, biraz daha parmak şıklatmaya sevkedecek bir tempo ve akışkanlık var. Her ne kadar ilk albüm, Owen diskografisinde en beğendiğim ve uzun süreyle dinlediğim iş olsa da, gruba ilk kez dalacakların 'I Do Perceive.' ile başlamalarının daha yerinde olacağına karar verdim.
Posted by Dead FM On 11:57 0 yorum
Rival Schools, ilk göz ağrım; United By Fate'in sekizinci sene-i devriyesinde yeni bir albüm için stüdyoya girmiş bulunuyor. Son yılların en heyecan verici haberlerinden..
Posted by Dead FM On 19:55 2 yorum

Propagandhi açıkladı. 10 Mart 2009'da çıkacak yeni albümlerinin adı Supporting Caste. Şarkı listesi şu şekilde:
  1. Night Letters
  2. Supporting Caste
  3. Tertium Non Datur
  4. Dear Coach's Corner
  5. This is Your Life
  6. Human(e) Meat (The Flensing of Sandor Katz)
  7. Potemkin City Limits
  8. The Funeral Procession
  9. Without Love
  10. Incalculable Effects
  11. The Banger's Embrace
  12. Last Will and Testament

Posted by Dead FM On 10:25 2 yorum
Cursive
Burst and Bloom EP
2001


Yalan söylemiş olmayayım; Tim Kasher'in sesiyle bir derdim hiç olmadı fakat Cursive'in şarkılarının etrafında döndüğü umutsuzluk/hayal kırıklığı/kaybeden adam temalarının kendisi tarafından formüle ediliş biçimine kimi zaman tahammül edemiyorum -neyse ki ana dilim İngilizce değil ve böylece istediğim zaman şarkı sözlerini yoksayma gibi bir lükse sahibim. Burst and Bloom, Cursive diskografisinin harika üçlüsününden biri. En beğendiğim albümleri olan 2000 tarihli Domestica'nın ardılı ve çoğu kimsenin en beğendiği Cursive işi olan 2003 çıkışlı The Ugly Organ'ın öncülü. Ugly Organ'ın çıkışından sonra gruptan ayrılacak olan çellist Cohn'un Cursive'deki ilk kayıtları da bu EP'de yeralıyor. Oldukça güçlü ve sağlam bir kayıt bu.. Bir de, 'The Great Decay' ve 'Mothership...'in girişlerinin Emogame'in başlarında döndüğü bilgisini ekleyeyim.
Posted by Dead FM On 09:31 0 yorum
Left At Yale
Left At Yale
1999


90'lar emosu'na dair albüm kapağından vokal tarzına; gitardaki gürültülü/yumuşak geçişlerinden şarkı sözlerine; türü belirleyici kılan tipik her türlü öğeyi içeren bir albüm bu. Left at Yale, açıkçası ismini bile duymadığım gruptu bundan bir kaç ay öncesine kadar. Kendileri hakkında internet üzerinden neredeyse hiçbir şey bulmak mümkün değil; o nedenle -Onur sözüm sana, bu albümü kesinlikle dinlemelisin.
Posted by Dead FM On 22:12 0 yorum
Good Luck
Into Lake Griffy
2008


Albümün sesini tanımlamak için 'Plan-It-X tarzı' dersem hata etmiş olmam. '90lı yılların ikinci yarısından bu yana Amerika punk'ının kimi en özgün gruplarına ev sahipliği yapmış bu label'ın son yıllarına damgasını vuran 'folk punk' ekiplerine özgü neşeli ve melankolik, temiz ve basit ses Good Luck'a da sirayet etmiş. Çok güçlü bassline'lar üzerinde, yine label'ın gruplarının pek çoğunda görülebilecek türden bağırtkan ve umutlu vokaller işlenmiş. Herneyse, çok uykum var, kulağımda çılgın atarlı müziklerle uyuyacağım..
Posted by Dead FM On 09:02 2 yorum
Timber
Demo
2007


Timmmbeeeerrrr!! 2007 yazından bir kayıt ama fena halde 80'lerin ikinci yarısının Devrim Yazı tonlarını taşıyor -keza arkadaşlar zaten Gaithersburg/Maryland'den; DC'ye yirmi dakikalık araba yolculuğu mesafesi. Bu demo, geride bıraktığımız sene ele geçirdiğim 'nadir kayıtlar'dan en şaşırtıcısı (şimdi aklıma geldi de, yine aynı bölgenin 2005-sonrası gruplarından End Of A Year'e baya benziyor bunlar).
Posted by Dead FM On 21:28 0 yorum
True Widow
True Widow
2008


Slowride'ı gözümde farklı kılan unsurlardan biri, Deep Elm kataloğuna kattıkları kavurucu çöl sıcağı ise bir diğeri, kuşku yok ki, Dan Phillips'in sesiydi. Bu adamın sesi, müziğin -kendilerinden pek de haz etmediğimi itiraf etmem gereken Nick Cave, Tom Waits gibi yalnız ve viskici adamlarının seslerinde rastlayabileceğiniz, doğru koşullar altında dinlenilmediği takdirde irite edecek olan baygın tınıya sahip. Slowride'ın otoyolda 220 km/s süratine yaraşır şarkılarında bile bu tınıyı farketmek mümkündü.

Dan Phillips'in Slowride'ın dağılmasının ardından müzikle uğraşmaya devam edip etmeyeceğini merak ediyordum. Geride bıraktığımız senenin ilk yarısında True Widow'u kurmuş olduğunun haberi, senenin son çeyreğinde ise ilk kayıtları geçti elime. Kısır sayılabilecek bir senenin en sevdiğim bir kaç albümünden olan bu işinde Dan ve yeni ekibi beynimi müthiş ağır bir tempoda eritiyorlar. Bizimkinin sesi ve gitarı, shoegazecil sisli bir atmosfere stoner kafası ekliyor.

Sabah akşam dinleyip kafa olasınız diye yüklemiyorum da; siz de bilirsiniz, True Widow'unki gibi sesler, kafanda patlayan onca düşüncenin yarattığı uğultunun seni bütünüyle ele geçirmesi önler; geçmişte bıraktığın hayatının ufukta kaybolan karanlığından sana doğru seslenen kimi hislerin uzakta bir yerlerde hala yaşıyor olduğunu hatırlatır: Bunun adı da nostaljidir -kötüdür esasen de, duruma göre, nadiren ferahlatıcı bile olabilir.


Takip Edenler

Hakkında

Blog Archive