Posted by Dead FM On 21:39 1 yorum
Pygmy Lush
Mount Hope
2008


Eylül 2008'e vardık. Ben dünyayı kurtarmak için gereken ilhamı seslerde ve sözlerde aramaya devam ediyorum. Büyük görevim için ihtiyacım olan ilahi bütünlüğün peşinde olduğum; benliğimin birliği aradığı ve huzurunu bulamadığı bu gece, elimden düşmeyen kahve bardağının refakatçisi sigara. Bir süperkahramanın standartları için fazla alışıldık ve sıradan bir ikili -daha iyi önerisi olan birileri varsa, dinlemek isterim-. İçtim ikisini de ve sokağa atıldım, aceleyle. [İstanbul bugünlerde yeniden soğumaya başladı] Yavaş ve sarsak adımlarla, serseri güzeli edasıyla burna doğru yürüdüm.

Kulağımda ve kalbimde Pygmy Lush'u yoğuruyorum dinleyedururken. Tozlu banta kaydettiğin sesin ve gitarın telleri üzerinde kayan parmakların büyülüyor beni. Hayatın üzerindeki tüm büyü perdelerini kaldırmak için çaba sarfederim çoklukla ama görüyorum: benim de kimi zaman böylesi numaralara ihtiyacım var. Pygmy Lush çaldıkça, oturduğum kayalıkların çok ötesine demirlemiş şilepleri seyrediyorum -şaşı bir kedi sırnaşıyor, onu mıncırıyorum. Vay anasını, ben bu grubu hakikaten de çok seviyorum.
Posted by Dead FM On 12:06 0 yorum
Dead To Me
Cuban Ballerina
2006


One Man Army'den Jack ve Western Addiction'dan Chicken'ın grubu.

Dead To Me'nin sesi yüreğin tam çekirdeğinden dışarı yayılıyor; Cuban Ballerina beni yaşama bağlayan albümlerden biri. 'Something New' çalarken nabzımı öylesine kuvvetli hissediyorum ki, koltuğumdan fırlayıp zıplayıveriyorum yükseğe -yoksa bir yandan, mideye yuvarladığım günün onuncu bardak kahvesinden mi?

Vokal/Bastaki Chicken'ın hayata geri dönüş albümü aslında bu. Bağımlılıklarından kurtulmanın ertesinde stüdyoya girip kaydediyor Cuban Ballerina'yı. Nasıl da belli. Bu arada bu albüm de bir Alex Newport prodüksiyonu. Herneyse; ikinci albümleri de çıktı çıkacak -eli kulağında. Özlem ve merakla bekliyorum.
Posted by Dead FM On 13:44 0 yorum
Yeni gün, nedenini ve nasılını sormasam da doğuyor bak, aylardır izliyorum. Peki nedendir, beni, benden habersiz birbiri ardına dizilen bu günleri görmek istemeye iten? İşte; bir zamandır unutmuş idim neden. Cevabı bir türlü hatırlayamıyordum. Ben hatırlayamaz olmuştum ki, Ruhi Su fısıldadı bugün; kim bilir kaç ayın ardından. Ölüme sayılan günleri, özgürlüğe saymaktı benim esas dileğim. Gün ardı günü anlamlı kılan hep buydu. Ben de, yeniden, yumruğu toprağa bastım; yeni günü, bu sefer, ayların ardından ilk defa coşkuyla selamladım. Merhaba yeni gün! Kalbimin ve zihnimin buluştuğu noktadan yolladım sana kayıp frekans aralığını!
Posted by Dead FM On 22:15 0 yorum
Burn Her Letters
Diffusion
2008


'Bu devirde mektup mu kaldı' diyeniniz vardır; kaldı. Arkadaşlar sağolsun, bahar aylarının birinde, bu albüm posta vasıtasıyla elime ulaştı. Bu 25 dakikalık güzel kaydı ilk dinleyişimden bu yana pek çok aylar geçti; nedense sizle paylaşmam için bu kadar zaman geçmesi gerekti.

Mutlu, Umut, Gökhan ve Ömercan, Eskişehir menşeili ve yürek kavurucu ağırlıkta bir tempoda emo yapıyorlar. Tempo ve gitar, bu CD-R'ın adına yakışır bir biçimde, kulaklarımda güzelce difüze oluyor; içine doğru yayılıyor. Tebrikler! Temiz bir kayıt bu; olmasa da dinlenirdi gerçi. Şarkı sözlerinden pek bir şey çakmadım -bir anlam çıkaramadım. Olsun; kısır bir camianın ortasına güneş gibi doğdu Diffusion. Azimleri uzunca baki kalır umarım. 1 Kasım gecesi, Circuits Made Flesh ile birlikte Sugartown Cabaret'nin önünde çıkacaklar. Myspace'lerine bir gözatın.
Posted by Dead FM On 02:24 0 yorum
Sleepercar
West Texas
2008


Yaz aylarının çoğu gününde bu albüm bana yarenlik etti. Müthiş bir albüm mü? Bence değil. Spartakist Jim Ward'ın ta At The Drive-In zamanlarından bu yana yazıyor olduğu güftelerin, organize ediyor olduğu bestelerin düzenlenerek bir araya getirilmiş hali Sleepercar; az çok. Çoğu şarkının uzunca bir geçmişi var -2000'e kadar uzanıyor.

Jim Ward'ın sesini ve L harfini kendine özgü bir biçimde inceltmesini çok severim. Sleepercar'ın 'Sound The Alarm' ve albümün bütününe düzensiz olarak yayılmış kimi kısımlar haricinde vasatın çok da üzerinde bir orjinallik taşımadığını söyleyebileceğim şarkılarını dinleten sanırım bu oldu. 2008'in hatırlayacağım albümlerinden..
Posted by Dead FM On 22:51 1 yorum
Amsterdam'da altı gün geçirdim. Şubat 2008'de şehre yaptığım ilk ziyaretin ardından bu, ikincisi oluyor. Amsterdam'ın müziğiyle kesiştiğim noktalara dair izlenimler:

Het Fort van Sjakoo: Arkadaşlar buraya gidin. Şubat'ta gittiğimde hayran kalmıştım; bu kez hayranlık hislerim katlanarak geri dönüyorum. 1977'den bu yana Jodenbreestraat'taki mekanında varlığını sürdüren bu küçük dükkan sayıları 5-10 arası değişen gönüllü tarafından zor şartlar altında işletiliyor. Mekan, eski bir squat. İsmini de, 17. yüzyılda alçak-ülkelerde yaşamış hırsızın tekinden alıyor ki kendisi hakkında size verebileceğim en ufak bir ekstra bilgim yok.

Kitaplar söz konusu oladuğunda; açıkçası, hiç bir zaman benim yöneldiğim alanlardan biri olmayan anarşizm ve anarko-sendikalizm üzerine yoğunlaşmış olan bir külliyatı barındırıyor. Yine de, işçilerin öz-örgütlenmesi ve ekonomi alanında yeni bir işletmeciler sınıfı yaratmaktan başka bir işe yaramayan 20. yüzyıl sosyalizm deneylerinin tıkanıklıkları gibi konulara dair güzel şeyler var.

Küçücük bir müzik reyonları olmasına rağmen, sevdiğim dokuz-on plak ve bir-kaç CD-albüm buldum. Arcwelder, ...Who Calls So Loud, Please Inform The Captain This Is A Hijack gibi acayip sevdiğim grupların işleri vardı -ve nefis bir toplama olan 'Emo Apocalypse-. Bir dolu da 7'' aldım. İçinde Kontrapunkt, June Paik ve Comadre gibi grupların olduğu 'The Emo Annihilation' toplaması, Fucked Up, Brain Handle gibi grupların kısaçalarları vs. Güzel bir emo-hardcore-crust arşivleri var; dediğim gibi: küçük ama kütlesi baya yoğun.

The Independent Outlet: Vijzelsstraat üzerinde. Şubat'ta şehre ilk gezimi yapmadan önce arkadaşım Alper bahsetmişti. Kafayı yiyebileceğiniz bir yer. Geçen ziyaretimde aç kalma pahasına, tüm paramı bu dükkana yatırmıştım -durum bu sefer de pek farklı olmadı. 1970'lerin ortalarından itibaren, bir şemsiye tanım olarak punk'ın altına yazabileceğimiz, ismi sınırötelerinde de bilinen neredeyse her grubun işini bulabilirsiniz. Az bilinen grupların 7''lerinin olduğu 4-5 sıra da var. Az bilinen dediysem: Citizens Patrol, Direct Control ayarında gruplardan bahsediyorum.

The Minds: Punk rock bar. Spuistraat üzerinde, meydan Spui'ye yakın. Buradan yana şansım hiç yaver gitmedi. Toplam üç kez girdim kapısından içeri; ikisinde saçma sapan şeyler çalıyordu. Gençler, ucuz içki, şanslıysanız güzel müzik. Coffeeshop geyiklerine bulaşmak istemiyorsanız fena yer değil.

Bu arada dostlar; bir kaç grup izleme şansım da oldu. Bahsedeyim..

*The Futureheads'i Melkweg'de izledim. 500+ kişi vardı. Grubu görmek için ölmüyordum fakat bir yerlerde oturacağıma 13€'ya kıyarım, dedim. Futureheads'in 2004'te çıkardıkları ilk albümü, çıktığı zamanlarda bir süre dinlemiş, 'yavan grup bu' demiştim. Tipik bir 2001-sonrası / dur-kalkı bol rock grubu oldukları kanaatine varmıştım. Konserde ilk albümlerinden First Day, Carnival Kids ve Robot'ı çaldılar; başka çaldılarsa da hatırlayamadım. 15 şarkı, vasat bir kitle, gözümde kati suretle vasatı aşamayacak bir müzik. Ha, 'The Beginning of the Twist'in hakkını yemeyim; güzel bir şarkı olmuş.

*10 Eylül gecesi, bayadır katılmak için heves ettiğim bir buluşmadaydım. Amsterdam'ın meşhur squat'ı OCCII'de FPO ve Seein' Red'i izledim. Bundan altı-yedi ay önce de aynı mekana yolum düşmüştü ancak izlemeyi planladığım Des Ark'ı görmek nasip olmamıştı. OCCII'ye gitmek için şehir merkezinden 1 numaralı hat üzerinde çalışan tramvaya binerek Amstelveen yolunda inebilirsiniz -merkezden az uzak fakat keyifli bir yürüyüş isteyenler için güzel rota. Bira 1.60€ - 2.50€ arası, arka tarafında bir vegan restoranı var. Konserden önce bi dolu Avrupa-HC örneği çaldılar. Bir tek Mob 47'i tanıyabildim fakat baya net bir playlist olduğunu söyleyebilirim.

Taksim'deki bir HC konserinde rastlayabileceğimizden az biraz daha fazla izleyici vardı (30-40 kişi?). Makedonyanın medar-ı iftiharı FPO güzel çaldı fakat seyirci fazla hantal ve ciddiydi. İzledik ettik; en fazla salındık ve kafa salladık. Vokaldeki afacan Vasko'nun hardcore didaktikliğine ise diyecek yoktu -şarkı aralarında sXe, milliyetçilik ve insan ilişkileri konusunda alışıldık hardcore vaazları verdi. Straight To The Point'ten bir kaç şey çaldıkları listelerinden toplam 20-25 şarkı dinledik.

Aklıma gelenler bunlar. Selam olsun dostlara..
Posted by Dead FM On 18:00 1 yorum
Brain Handle
Brain Handle
2007


Bu yırtıcı albüm, ev yapımı ilk basımının ardından, içinde bulunduğumuz sene içinde; Social Circkle, Government Warning, Direct Control ve Double Negative gibi günün önemli Amerikan hardcore gruplarının kayıtlarına kapılarını açan No Way Records tarafından piyasaya sürüldü.

Pittsburgh'lu bu oğlanlar dümdüz 80'ler hardcore'u üretiyorlar. Şimdi dümdüz 80'ler hardcore'u dediysem, yanlış anlaşılmasın, kaydı dinleyen bir hardcore-sever, bunun 80'lerin ilk yarısında kaydedilmediğini rahatça anlayacaktır. Brain Handle, 'çağdaş bir dokunuşla' 80'ler hardcore'unu çerçevenin sınırlarından çıkmadan az biraz daha kompleks hale getirmiş. Bravo!

Geçtiğimiz ay blogda paylaştığım Loser Life'ı dinleyip beğendiyseniz, Brain Handle'ı da sevmeniz olası.
Posted by Dead FM On 22:03 2 yorum
New Bruises
Transmit! Transmit!
2006


Bu grubun öncülü Mid Carson July'ı seven bir arkadaşım rica etti; onun ricası üzerine yüklemiş bulunmaktayım bu 2006 mahsulünü.

Albümü iki sene önce ilk kez dinlediğimde aklıma ilk gelen; marş-vari vokal tarzının, gitarın ve temponun Latterman'a ne kadar da benzediğiydi. Açıkçası bahsi geçen rica olmasa, yükleyeceğim bir albüm olmazdı bu. Bir iki 'stand-out' şarkı dışında oldukça yavan bir kayıt. Hepsinden, akılda üç beş şey kalıyor; o kadar.

Takip Edenler

Hakkında